Can Simidi

Can Simidi

Dolar yine mi yükseldi, yine mi benzine, mazota zam veya yine mi her şeye zam derken, ve toplumun çoğu tramvay veya belediye otobüsünün penceresin den milyon dolarlık lüks otoları seyrederken, konut balonu her an patlamaya hazırken ve Suriye topraklarında; fakir savaşı canıyla ödeyip şehit olurken, zengin ise bedelli yapıp evinin terasına veya havuzun kenarına astığı Türk bayrağıyla arsızlığını gizlemeye çalışıp, en büyük Türk ve bozkurt benim ve o yüzden en zengin de benim derken, eğitim, sağlık gibi bir çok hayati konularda sıkıntılar çözülemez boyutlara ulaşmışken, bir tarafta “Suriyelilere 35 miyar dolar harcadık” denmesine rağmen onlar, hobileri olan trafik ışıklarında araç önlerine atlayıp dilenirken, atanamadığından dolayı yaşamına soran öğretmenler sayısına her gün yeni bir değer eklenirken, iş aramaktan bıkmış umutsuz yığınlar ve işi olduğu halde yine umutsuz ve mutsuz aynı yığınlar varken, kepenk kapatan esnaf sayısı milyonlara ulaşmasına rağmen, diğer taraftan; “mevzuu ihaleyse gerisi teferruattır” ilkesinden hareketle şeker fabrikalarını inşaat şirketleri götürürken ve bazılarının kahvaltı parası, bir diğerine sermaye olabilmesine yol açacak, tüketim terörizmi bütün görgüsüzlüğüyle ortadayken, iş cinayetleri, kadın cinayetleri neredeyse artık sıradanlaşırken, kısaca hangi birini sayacağımızı artık bilemez ve kelimenin tam anlamıyla her alanda bir çöküş yaşarken, tam da bu noktada; yok artık bittiler, bu politikaların sürdürülebilirliği kalmadı derken; o da ne! İktidarın milliyetçi ortağı Bahçeli, hemen imdada yetişip “seçim var” diye haykırıp ve belki de ortağına zamanlaması mükemmel bir can simidini atarak, AK Parti'nin sebebi kendisi olan bu kadar sorun denizinde boğulmasını birazcık erteledi. Her ne kadar seçim baskın seçim diye adlandırılsa da, genel seçimler için 2019 tarihinin beklenilmeyeceği çoğumuz tarafından yapılan bir tahmindi.

İktidar partisinin seçimi ve tarihini, parlamentoya bile getirmeye tenezzül etmeyen ve sadece ortağı MHP ile görüşmesi sonucu açıklanan 24 Haziran tarihi, iki ortağın iktidarı bırakmama uğruna her şeyi yapabileceklerinin kısmi de olsa bir göstergesidir. Öyle ya yarın da çıkıp, “seçimler iptal oldu” denilse yine kendileri dışındaki siyasal ve toplumsal muhalefetin görüşüne başvurmayacakları gün gibi ortadadır. Zaten uzun süreden beri OHAL şartlarında KHK’ lar la yönetilen ülkemizde, tamamen iktidar partisi ve ortağının kazanmasını sağlayacak şekilde çıkarılmış olan, mühürsüz oyların geçerliliği, kolluk kuvvetlerinin seçim yerinde bulunabilme si , sandıkların taşınması ,ittifak yasası gibi benzer kararların yürürlüğe girmesi, erken gelen seçimin bir yerde habercisiydi. Fakat bu kadar erken bir tarihin yangından mal kaçırılır gibi alel acele alınması, ülke yönetilemeyişinin vermiş olduğu bir panik-atak ve elbette muhalefeti hazırlıksız yakalayıp, olası bir iktidar yıkımının önüne geçmekti. Tam da bu noktada bir çoğumuz AK Parti’den sonra mecliste en fazla milletvekili bulunan CHP’nin nasıl bir yol izleyeceğini, olası ittifaklarını nasıl bir aday profilini topluma sunacağını veya bu kadar anti-demokratik bir ortamda ve yine aynı şekilde alınmış olunan seçim kararında neden yok sayıldığının hesabını soracak mı diye tartışmalar yaparken, ülkenin seçim gündemine bir anda İYİ Parti ve lideri Akşener oturdu.

24 Haziran olarak açıklanan tarihin İYİ Partinin seçime girmesine engel olacağı (YSK açıklamadan) ve açıklanan tarihin Akşener’in önünü tıkamak için bir engel olduğu algısı, istemli veya istemsiz bir şekil de pazarlanmaya başlandı. Daha sonrası CHP’nin altın kalpli, demokrasi kahramanı lideri ve 15 meleği; sonrası malumunuz. Özellikle ülkedeki liboş basın yapılan bu hamleyi, AK Partinin oyununu bozan büyük bir siyaset aklı ve eşsiz bir demokratik zafer olarak, ağızları kulaklarına değercesine övgüler yağdırma yarışına girdiler. Peki CHP kendince AKP’yi bu şekilde bir tuzağa mı düşürmüş oluyor du ? AKP taktiklerinin bir benzeri olan bu hamle seçim kazanmanın tek yolumuy du gerçekten? Bu şekilde kazanılan bir seçim sizin siyasal onurunuza gölge düşürmez mi? Sanırım bunun için, öncelikle İYİ Parti ve Akşener’in kısmi de olsa bir analizine ihtiyacımız olacak; başlayalım öyleyse.

AKŞENER’İN İYİSİ İYİ Mİ GERÇEKTEN?

Reklamın iyisi, kötüsü olmaz derler; bence İYİ PARTİ’nin seçimlere girmemesi için açıklanmış gibi gözüken 24 haziran tarihi sayesinde iktidar; farkında olmadan herkesin İYİ Partiyi farketmesini ve önemsemesini sağladı. Daha seçimlerin yapılabilirliğinin engellenmesini konuşurken ve CHP’den iktidarın, toplumu ve parlamentoyu hiçe sayıp seçim yapılacağına karar verilmesinin hesabını sormasını beklerken, maalesef Akşener ve partisi aniden ülke gündemimizi işgal etmeyi başardı. Gerçekten Akşener bu işgali hak edecek kadar siyasi niteliği olan birisimi dir? Veya partisi siyasal anlamda AKP nin bir seçeneği olabilecek kadar oy potansiyeli barındırıyor mu? Kesinlikle bu soruların toptan cevabı tek kelimeyle koca bir HAYIR! Siz bakmayın entelimsi liboşlara; onların dünyası rakının kadehi kadar; Neyse liboşları konuşup sayfamızı boş yere işgal etmeyelim; değmezler gerçekten. Sadece emin olunması gereken, iktidar partisi ve ortağı MHP, seçim tarihini, İYİ partinin rahatlıkla seçimlere katılabileceği tarih olarak belirleseydi bugün belki de AKŞENER ismini bu kadar çok telaffuz etmeyecektik.

Çünkü İYİ Parti, kuruluş itibarıyla AKP’nin karşısına oturacak merkez sağ bir parti tahtına oturmayı tam olarak becerdiğini söylemek birazcık iddialı bir söylem olacaktır. Her ne kadar kuruluş aşamasında ülkede bütün kesimlere şirin gözükme çabalamasın da bulunsa da , yer, yer geçmişte yapılan faili meçhul cinayetlerden sorumlu bakanlardan biri olmasına rağmen, kürt seçmene bile yer yer göz kırpsa da Akşener’in siyasal kimliği ve geçmişi parti kurucuları 2 / 3 seçmene bile yer, yer göz kırpsa da Akşener in siyasal kimliği ve geçmişi, parti kurucuları arasında yer alan MHP’nin eski gözde isimleri ve il, ilçe teşkilatlanmalarında ki MHP vari yapılanmalar Akşener’in İYİ Partisini merkezden alıp, sadece MHP’nin seçeneği olabilecek sığ bir politik alana sıkıştırdı. Yani Akşener belki, o da küçük bir ihtimal, değil AKP’nin, MHP’ nin bile bir seçeneği olamayacak kadar dar bir alanda sıkışmış bulunmaktaydı.

Belki de ERDOĞAN ortağı Bahçeli’ye uymayıp seçim takvimini daha ileri bir tarihe, yani Akşener’in İYİ’sinin seçime girebileceği tarihe göre planlasaydı veya bunu hiç dikkate almasaydı İYİ balonu kendiliğinden önemsizleşecek ve zamanla kendiliğinden havası inecek, sönümlenecekti. Hakikaten Bahçeli’ye dokunan yanıyor mu gerçekten? Diye sormak bu aşamada tam yerinde olacaktır. Bu komplocu yaklaşım elbette çok gerçekçi değil; açıklanan tarihin sadece Bahçeli’nin siyasi tahammülsüzlüğü ve kendisinden ayrılanlara esaslı bir ders verme niyeti olduğu açıkça bellidir. Niyet okuyuculuk bizleri doğru bir analize götürmeyebilir fakat, sağ siyasetin ,iktidara karşı muhalefetinde ki zafiyetler ve ilkesel bazda verilmiş bir çok tavizler geçmiş tecrübelerle sabit olunduğundan ve mevcut iktidarın seçimleri kazanmak için her şeyi göze alma hırsı dikkate alındığında, maalesef İYİ Partinin zamanla AK Partiye eklemleneceği gibi bir şüpheye kapılmamak elden gelmiyor; bu sadece siyasetin, özellikle de sağ siyasetin analizinden elde edilen verileri kullanıp, onunla ilgili basit bir hesap yapmaktır. Hele bir de Çiller gibi karanlık bir dönemin içişleri bakanlığını yapmış birini, siyasal kurtarıcı olarak görmek; “Erdoğan gitsin de ülke ne hale gelirse gelsin” gibi siyaseti okul çocuklarının sınıf başkanlığı yarışına indirgeyen; oportünist, pragmatist ve bencil ce bir yaklaşım olur. Ülke de sol diye adlandırılan ve bünyesinde gerçek anlamda sol siyaset yapan bir çok kişiye rağmen, milliyetçimuhafazakar bir çizginin radikalleşmiş bir ismi olan ve geçmişi sol siyasete karşı pek de müsahamalı olmayan birinin liderliğindeki bir partiyi, sırf iktidarı devirmek adına, ona can simidi olmak ve ondan medet ummak, CHP ye umut bağlayan milyonlarca kitleye karşı yapılmış büyük bir umursamazlıktır. Peki ne yapmalıydı CHP veya nasıl bir CHP olmalı?

CHP NE YAPMALI?

Seçimlere sayılı günler kala her ne kadar iktidar partisinin eli çok güçlü gibi gözükse de, aslında aynı güç ana muhalefet partisi CHP’nin elinde de mevcuttur. Evet AK Parti devletin bütün imkanlarını seçimleri kazanmak uğruna olabildiğince hırsıyla kullanacaktır; aynı zamanda kitle iletişim araçlarının büyük bir kısmının da kendi tekelinde olduğu doğrudur. Fakat ülkede ki gelir eşitsizliği, sürekli artan bir eğilimde olan yoksulluk, tl nin değer kaybı ve kısaca kendini artık iyice hissettiren ekonomik kriz, eğitimin ve sağlığın işin içinden çıkılamaz sorunları, sosyal ayrışma ve dış politikada ki zafiyetlerin ülke gidişatına yansıması gibi, hepimizin bildiği bir çok sorun, AK Partinin elinde bulunan eşitsiz güçleri, muhalefetin etkinliğini kullanması ve artırması şartıyla bir yerde anlamsızlaştırabilir. Elbette bu kendiliğinden olabilecek bir şey olmayıp, bunun yayılması ve halka karşı bilgilendirme projelerinin yapılması yükü muhalefetin omuzlarındadır. İktidarı eleştirmek ,yanlışlarını ve yapmış olduğu bütün anti-demokratik uygulamaları yermek ve yaymak elbette ki, muhalefet olmanın şartlarındandır.

Fakat bu sadece muhalefetin yarısını oluşturur; diğer yarısı ise icraattır, eylemdir. Üstelik kendinizi sol bir çizgide tanımlıyorsanız, yapacağınız her türlü icraatı sol çerçevede yapmak zorundasınız. Tabii ki burada “Halk sola oy vermez” gibi bir kolaycı ve içi boş bir anlayışa sığınanlar olacaktır; bu kesinlikle doğru bir varsayım değildir. Bu durum aynı zamanda siyasal partinin kendine güvensizliğinin dışa vurumu ve yetersizliğinin itirafıdır. İşte tam olarak CHP’nin 11 likleri unutturacak, tarihe 15’liler diye geçecek can simidi tam da bunu ifade etmektedir. Peki ; İYİ Parti’ye verilen bu anlamsız destek CHP için ciddi anlamda, siyasal bir bitiş riski değil mi dir? İttifaka rağmen iktidarı ve Cumhurbaşkanlığının aynı tablo şeklinde çıkması ve yine bir “Ekmeleddin olayı” vakası diye nitelendirildiğin de, CHP halkın yüzüne bakmakta zorluk çekmeyecek mi dir? Ayrıca Kılıçdaroğlu’nun kendi veya sol çizgiden birinin adaylığı yerine Akşener gibi birinin eteklerinden medet ummak; kendi partisi içinde sol siyaset yapan ve sol dan umut adına CHP’ye bel bağlayan kesimlere ve hem de partisine karşı yapılmış bir güvensizlik, yetersizlik aşılaması değil mi? Kılıçdaroğlu ve CHP madem seçimlere girecekse Akşener’i desteklemekle şimdiden havlu atıp mağlubiyetini ilan etmiş olmuyor mu!

Yani benim sana gücüm yetmez, ben de büyüğümü getiririm durumu. Peki; farz edelim Akşener Cumhurbaşkanı oldu; bu sonuç CHP’nin benimsediği ve uygulamayı düşündüğü politikalar için alan yaratabilecek mi? Örneğin maalesef CHP’nin gündeminde çok ta yer işgal etmeyen kürt kavramı ve kürt sorunu hakkında İYİ partinin yapacağı İYİ şeyler var mıdır? Varsa nelerdir? Yoksa iktidara geldiklerinde Çiller metotlarımı kullanacaklar dır? Chp böyle bir şeyi hazmettiği zaman kendini inkar etmiş olmayacak mıdır? Akşener Cumhurbaşkanı olduğu zaman MHP’ nin tasfiye olmayıp hepsinin tümüyle İYİ partiye geçmemesinin ve AK Parti ile yeni bir ortaklık girişiminde bulunmayacağını CHP garanti etmiş mi dir? Son soru aslında diğer sorularında bir yerde cevabı gibidir; çünkü sağ siyaset gücü çok sevmekte; o yüzden bu soruların cevaplarını şimdiden kestirmek çok da zor olmasa gerek. Bütün bu yazılanlardan sonra ister, istemez CHP nin titreyip kendine gelmesini bekliyor insan. Kimse,” CHP içinde bizden daha akıllı insanlar mutlaka var” veya “bizim bilmediğimiz bir şeyler var” deyip herhangi bir fikirsel tembelliğe ve özgüven eksikliğine ve korkaklığa sığınmasın. Elbette ki CHP içinde özellikle sol entelijansı yüksek insanların olduğu hepimizin malumu. Fakat partinin genel politik işleyişine bakınca bu fikirlerin çok da etkin olmadığı görülmekte. İşte CHP ne yapmalı sorusunun cevabı da bu fikirleri öne çıkarıp ,değer vermekte yatmaktadır. Zaten sağ siyasetin bol enflasyonu olduğu bir ülkede, CHP’nin sağcılaşmasına ve sağ arenada yer arayışına girmesine hiç gerek yoktur. Bu memlekette kimse sola oy vermez deyimiyse hem politik bir tembellik ve hem de sevimsiz, sığ bir bahanedir.

Öyleyse CHP’ye düşen sağcılaşmanın aksine ,kendi çizgisini ikna etme kabiliyeti geliştirme ve bunu yayma becerisi ortaya koymadır. Liyakatın önemsizleştirildiği, ahbap-çavuş kapitalizmiyle sadece inşaat rantına dayalı bir talan ekonomisinin benimsendiği, hukuk, demokrasi gibi kavramların giderek anlamsızlaştırılıp, içinin boşaltıldığı; mevcut olumsuzlukların bulunduğu ülkemiz de, eyleme dönük(anarşist olmayan) etkin bir muhalefet, rüzgarın yönünü tersine çevirme şansına her zaman sahip olabilir. Peki 60 veya 65 gün bu politikaları uygulamak ve her şeyi terse çevirmek için yeterlimi dir? Yeterli olmaya da bilir; bunun hiçbir önemi yok. Önemli olan, öncelikle, eğer iktidar alternatifi olmak istiyor ve sol siyaset yapıyorsanız, iktidarın en çok destek gördüğü, bunun yanın da iktidardan en çok zarar gören, asgari geçim standardının altındaki bir ücretle nefes almaya, yaşamaya çalışan ve bunun yanında her zaman sağın ve dinbaz siyasetin yemi olmaya müsait, emekçi kesimi yanına çekme kabiliyetleri gösterme başarısınızdır. Yeter ki isteyin ve kendiniz olun; o zaman her şey kendiliğinden şekillenecek ve çözülecektir.

Sonuç olarak CHP her şeyden önce kendisi olmalı ve kendisi gibi davranmalı. Sırf oy avcılığı amacıyla sağcılaşıp, günlük, pragmatist ve yer, yer yaptığınız opurtünist manevralar halkın sizden soğumasından başka bir şeye hizmet etmez. Tam tersi yönde yapacağınız kitleleri ikna etmek için kullanacağınız samimiyet festivalleri , her şeyden önce ilkenize verdiğiniz değeri gösterecek ve bu da mutlaka karşılık bulacaktır. İttifaklar elbette mümkün ve meşrudur; fakat bunun oluşumu mevcut çizginizde ki partilerle veya sizi öne çıkaran ilkeler etrafında şekillenmelidir. Aksi zayıflığın itirafı, güçsüzlüğün dışa vurumun dan başka bir şeye hizmet etmeyecektir. Sözün özü “iktidar olmak için başkalaşma, sadece beni kendin olarak ikna et” olacaktır. 

27 Nisan 2018 (Vasfi Yıldız) 13290

Yorumlar (0)

Yorum Yaz