SESİMİ DUYAN VAR MI?

SESİMİ DUYAN VAR MI?

Tarih 17 Ağustos 1999'u gösteriyordu. Bundan tam 19 yıl önceydi. Saatler 03:02 gösterdiğinde binlerce insan, can pazarında dehşete düşmüş, çaresiz kalmıştı. Yüzlerce aile binlerce insan, çocuklar, yaşlılar, kadınlar, erkekler, çaresizce uykularında ne olduğunu anlamadan ölüme doğru gidiyordu.

Merkez üssü Gölcük olan depremin şiddeti 7.4'dü, binlerce ev yıkılmış, binlerce insan ne olduğunu anlamadan acılar içinde can vermişti.

Sesimi duyan varmııı? Çığlıkları ile ürperiyordu yürekler. Türkiye uykuda yakalandığı deprem afetine kan ağlıyordu adeta, enkaz yığınları arasından çıkarılan cesetler binlercesini buluyor, toplu mezarlara terk ediliyordu çıplak vücutlar...

Türkiye bir bütün olmuş kan ağlıyordu insanına, umutlar bitmiş, yürekler parçalanmış, ocaklar sönmüş yaşamlar yok olmuştu.

17 Ağustos depremi tarihe kara leke olarak geçmişti.

Her ne kadar Türk milletine kenetlenmeyi, dayanışmayı ve paylaşmayı da yaşatsa, bir kara lekeydi aslında yaşamları söndüren 17 Ağustos depremi...

Her ne kadar bir müteahhite mal edilse de olaylar, günah keçisi mutlaka bulunmalıydı devlet anlayışında...

Gözünü para hırsı bürümüş, müteahhitlere insan yaşamıyla oynama cesaretini veren zihniyetler ve sistemler hiç mi suçlu değildi?

Devletin kurumlarının başında oturan rüşvetçi dalkavukların, binlerce yaşamın söndüğünü gördüklerinde hiç mi vicdanları sızlamadı?

Veya vicdanları sızlayan devlet büyükleri bunun hesabını sadece bir kişiye yıkmak yerine neden başka zihniyetleri sorup sorgulamadı?

Tam 13 yıl oldu, değişen hiçbir şey olmadı, günah keçisi ilan edilen, müteahhit  Veli Göçer suçlu bulundu cezasını çekip çıktı.

Gölcük'te yaşayan vatandaşlarımız yakınlarını kaybetmenin acısını hala ilk günkü gibi yüreklerine yaşayarak prefabrik evlerde, deprem korkusuyla ayakta durmaya çalışıyor. 

Toplu mezarlara gömülen cesetler Gölcük halkı tarafından her gün ziyaret edilip dualar okunuyor.

Acı keder ve göz yaşları her gün devam ederken, hiç bir şeyin değişmemiş olması insan yaşamına verilen değerin bir göstergesi veya simgesi mi desek, daha doğru olur onu da bilemez hala geldik.

Binlerce umut yok olup giderken hiçbir şey yapamayan devlet, binlerce umut tehdit altında iken, 'Deprem sigortası yaptırın' demekten başka hiçbir şey yapmıyor.   

Merkez üssü Gölcük ve İstanbul olan deprem beklentileri sürüyor olmasına rağmen devletin, İstanbul'da ve Gölcük'te hiçbir önlem almaması akılara durgunluk veriyor.

Allah korusun Allah... 17 Ağustos depremini tekrar Türk milletine yaşatmasın yaşatmasına ama görünen köy kılavuz istemez. İstanbul  ve çevresi deprem tehdidi altında.

İstanbul varoşlarda bulunan gecekondu evlerine imar izni verilip tapular dağıtılınca, tapu sahipleri arazilerini Veli Göçer misali müteahhitte,  kat karşılığı vererek ne kadar depreme dayanıklı olup olmadığı ölçülmeden devredildi ve binalar dikildi.

Bu binalar dikilirken devlet de seyirci kaldı, şimdi bu binalarda yaşayan insanların yaşamları depreme karşı tehlikede yetkililere buradan seslenmek gerekirse, insan yaşamı bu kadar ucuz mu? Diye seslenmek isterim.

Evet İstanbul'da depreme karşı acil önlemler alınmazsa, Türkiye 17 Ağustos depreminden daha vahim bir süreç yaşar.

17 Ağustos depreminde yaşamını yitiren tüm insanlara Allah tan rahmet yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyorum. 

17 Ağustos depremini unutmayacağız tekrarları yaşanmaması için unutturmayacağız…

Lakin kentimize dönüp bakarsak deprem riski varmı? Diye evet var. Geçtiğimiz günlerde yapılan bir konferansa konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Okan Tüysüz, Gaziantep'i 7.7 şiddetinde bir depremin beklediğini söyledi. Prof. Dr. Tüysüz, kentin Arap Yarımadası üzerinden kuzeye hareket eden kuşak ile Hakkari'den Hatay'a uzanan kuşağın çevresinde bulunduğunu belirtiyor.

Ayrıca Bingöl'den başlayıp Karlıova ve Kahramanmaraş Türkoğlu'na uzanan doğu Anadolu fayı oldukça yıkıcı bir konumda olduğunu belirtiyor. 

Dahası Türkoğlu'ndan başlayıp Hatay Amik ovasından Lübnan'a uzanan Kızıldeniz Kuşağının da Gaziantep'i 7.7'lik bir depremle kentimizde ciddi hasarlar yaratacağını belirtiyor. Bu kentte inşaat sektörü ciddi para kazanan bir sektör olduğunu söylersek bu nokta da,  Belediyelere de büyük görevler düşmektedir. Yapı denetim konturollerinin en ince ayrıntılarına kadar denetlemesi ve İnsanı yaşat ki, Devlet yaşasın mantığıyla hareket etmesi kaçınılmazdır. Ne diyelim Allah sonumuzu hayra erdirsin ve Veli Göçer misali müteahhitler göçük altında bırakmasın.

17 Ağustos 2018 (Ahmet Ateş) 2930

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

Milletvekili Adayı nasıl olmalı?

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun

BİR BAŞKA BAHAR

Gençler Siyasetin Neresinde?

Kayıp Yaşamlar

Vergiler Cenneti Türkiye

Siz bu hikayenin neresindesiniz?

CHP Kongresinde kazanan emek ve alın teri oldu