CHP'de cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi için gerçekleştirecek ön seçime dair toplantı düzenlendi. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, yaptığı konuşmada, "O sandık eninde sonunda milletin önüne gelecek.
Tarihin en büyük hezimetini yaşayacaklar. Tarihin en büyük hezimetini onlara yaşatacak olan on binlerce insan var. Onlara güle güle demeyi, onları göndermeyi dört gözle bekliyorum" dedi. AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Ayağını denk al" sözlerine yanıt veren CHP Genel Başkanı Özgür Özel ise, "Hodri meydan!" ifadelerini kullandı.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), parti Genel Merkezi'ni cumhurbaşkanı adayı ön seçim toplantısı düzenledi.
CHP Genel Merkezi'nde düzenlenen toplantıya CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu birlikte geldi. Toplantıya CHP'li milletvekilleri de katıldı.
Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke, "Tarihi bir eşikteyiz. 21. yüzyılın ilk çeyreği geride kalırken dünyanın büyük belirsizlikler geçirdiği bir dönemin içindeyiz" dedi.
"Dünyadaki büyük değişimleri yanıt verecek ve Türkiye'yi içine hapsettikleri bu çoklu krizlerden çıkartacak yeni bir kurucu iradeye ve bu kurucu iradenin ortaya koyacağı yeni bir düzene ihtiyacımız var" diyen Böke, şunları söyledi:
"Bugün biz, bu salondan başlayarak içinde bulunduğumuz bu tarihi eşikte kurucu ve cesur bir siyasi iradeyi ortaya koyuyoruz. Kararlı ve güçlü bir siyasetin o kararlı ve güçlü adımlarını hep birlikte atıyoruz."
İMAMOĞLU'NUN AÇIKLAMALARI
Selin Sayek Böke'nin ardından kürsüye İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu geldi.
Açıklamasına Beykoz Belediye Başkanı Alaattin Köseler'in gözaltına alınmasına tepki göstererek başlayan Ekrem İmamoğlu, "O sandık eninde sonunda milletin önüne gelecek. Tarihin en büyük hezimetini yaşayacaklar. Tarihin en büyük hezimetini onlara yaşatacak olan on binlerce insan var. Onlara güle güle demeyi, onları göndermeyi dört gözle bekliyorum" dedi.
İktidara tepki gösteren İmamoğlu, "Sanıyorlar ki Ekrem İmamoğlu'nu aday yapmazlarsa kurtulurkar. Bu salonda kaç tane Ekrem İmamoğlu var biliyor musunuz?" diye konuştu.
"O bir avuç insan korkmaya devam etsin. Çünkü onlar ülkeyi seçimsiz, sandıksız yönetme hevesi kuruyorlar. Biz onlara bu fırsatı vermeyeceğiz" diyen İmamoğlu, "En hızlı şekilde sandığı milletimizin önüne getireceğiz. CHP başaracak, Türkiye başaracak" ifadelerini kullandı.
İmamoğlu'nun açıklamaları şöyle:
"Değerli yol arkadaşlarımız, bugün tarihi bir gündür. Bugün, partimizin, Türkiye tarihinde ilk kez, dünyada çok az, cumhurbaşkanı adayını bir partinin üyeleri seçsin diye yola çıkışının ilk günü, ilk duyurusu. Böyle tarihi bir anda, farklı duygularla konuşmama başlamayı isterdim. Ama ne yazık ki, yine bu sabah, aylardır ülkemizde yaşatılan utanç verici, hepimizin başını öne eğdiren ve gerçekten insanlarımızın yaşamlarıyla ilgili dahi tereddüde düşürten uygulamalardan birisini daha yaşamanın utancı içerisindeyiz. Beykoz'da, 65 yıllık Paşabahçeli, iyi eğitimli, daha önce de belediye başkanlığı yapmış̧, devlet adabını bilen, insanlarla iyi diyalog kurmuş, kendini sevdirmiş, daha önceki dönemi 90’lı yıllarda olmasına rağmen hala insanların evinde, barkında hizmetinin sesini duyduğumuz Beykoz Belediye Başkanımız Alaattin Köseler, sabah 04:00 sıralarında, evine eşi uyurken, polis baskınıyla gözaltına giriliyor, arama yapılıyor ve gözaltına alınıyor. ‘Hakkındaki itham her neyse, ifadeye çağrıldığında koşa koşa gitmekten tereddüt etmeyecek bir belediye başkanına, ev baskını yapmak nasıl bir iddia, nasıl bir kişisel bir hırs ve öfkenin yansımasın anlaşılır bir şey değil’ diyebilirsiniz.
"BUNUN SÜRDÜRÜLEMEZ OLDUĞUNU GÖRECEKLER"
Ama ben, bu öfkeyi ve hırs yansımasının neden olduğunu biliyorum. Bu öfke, 1 hafta öncesine dayanıyor. Biliyorsunuz, yine gecen hafta akşam üstü Beykoz Belediyemize polisler geldi. Ellerinde de bir savcı imzalı belge vardı. Ne oldu biliyor musunuz? O savcının bundan haberi bile yoktu. Belgede imzası görülen savcının, o belgeden haberi bile yoktu. Doğal olarak imzası da yok. Ben o belgeden anlamam, ama o belge barkoda tutulduğunda, o barkoddan hiçbir şeye ulaşılamıyor ve görülemiyor. Ortalık karıştı. Bu iş ayyuka çıkınca, kötü planın sahibi, o akşam bu iş uygulanmayınca, belli ki çok öfkelendi. Kişisel husumete işi döker gibi, sabah saat 4’te Belediye Başkanının evine baskın yapıldı. Utanç verici. Utanç verici. Bu normal işler değil. Bunlar gerçekten bu ülkede asla görmek istemeyeceğimiz, hiç kimsenin başına gelsin istemeyeceğimiz, bir kişinin dahi yaşamasını istemeyeceğimiz ayıp şeyler, kötü işler. Ve ne yazı ki, Belediye Başkanımız şu anda İstanbul'da, Vatan Caddesi'ndeki polis merkezinde. Tabii Türkiye'de bunlar, çok kötü işlere bizleri alıştırmak istiyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar, bunun sürdürülemez olduğunu görecekler. Hepsine bunu sürdüremeyeceklerini biz göstereceğiz. Bu salondaki insanlar ve onların yoldaşları gösterecek.”
"SANDIK MİLLETİN ÖNÜNE GELECEK"
Türkiye'de her şey çok hızlı değişir. O sandık eninde sonunda milletin önüne gelecek. Siyaseti dizayn etmeye çalışan, başta Cumhurbaşkanı ve bu yönetim anlayışı, o gün anlayacaklar ki, bu milletimizin, bu dahi milletimizin, Türk milletinin o kafasında hiçbir şeyi dizayn edememişler. Tarihin neyini yaşayacaklar biliyor musunuz? Tarihin en büyük hezimetini yaşayacaklar. Birkaç sene çabuk geçer. Zannediyorlar ki, karşılarında pes edecek bir insan grubu var. Asla yok. Tarihin en büyük hezimetini onlara yaşatacak olan, buradaki insanların temsil ettiği on milyonlarca insanım var. Buradan net olarak ifade etmek isterim. Onlara ‘güle güle’ demeyi, onları göndermeyi dört gözle bekliyorum. Bu hukuksuz uygulamaların, bu kötü uygulamaların, tekrar ifade edeyim ki, 86 milyon insanımızdan, ‘Şu bir kişinin de başına gelsin’ diyecek hiç kimse bu salonda yok. ‘Bir kişinin bile başına gelmesin’ diyecek insanlar burada. O bakımdan biz, hukukun üstünlüğüne inanıyoruz ve bu yolda mücadelemizi vermeye devam edeceğiz.”
"TARİHİMİZİN ÖNEMLİ BİR KAVŞAĞINDAYIZ"
Partimizin, bu büyük çatının bize verdiği sorumlulukla çıktığımız bu yolculukta çok derin, çok büyük sorumluluklarımız, zorluklarımız, meşakkatli bir yolculuğumuz olacak. Hepimiz bir kavşaktayız. Tarihimizin önemli bir kavşağında. Cumhuriyetimizin yeni yüzyılında, geleceğin rotasını tayin etmenin eşiğindeyiz. 102 yıl önce, büyük bir yıkımın ardından, bitap düşmüş bir memleketin ekonomisini, adaletini, birliğini inşa etme sorumluluğuyla karşı karşıya olan Mustafa Kemal ve arkadaşlarının iradesine, azmine, kararlılığına hep birlikte bugün yine ihtiyacımız var. Kıymetli yol arkadaşlarım; bugün yine, yeniden, hep birlikte yola çıkıyoruz. Dünya yeniden kurulurken, biz de Türkiye’nin bu yeni dünyada nasıl yer alacağına karar vereceğiz. 102 yıldır en önemli kavşaklarda, en hayati kararları CHP verdi. 1923’ten beridir, yasalar önünde herkesin bir diğeriyle eşit vatandaş olduğu bir Cumhuriyet’te yaşıyor olmamızda bizim imzamız var, partimizin imzası var. Millet iradesine dayanan bir devletin ve vatandaşlık esasına dayalı bir milletin inşa edilmesinde de CHP’nin iradesi var. 1923’te İzmir İktisat Kongresi’nde, 1929’da dünya ekonomik bunalımında doğru tepkiler vererek, milli bir ekonominin kurulmasında da bizim imzamız var. Ülkede sermayenin çok kıt olduğu koşullarda kurulan ulaşım alt yapısında, temel ihtiyaçların üretimi için açılan fabrikalarda, bankalarda, iktisadi teşekküllerde de bizim imzamız var.
“İkinci Dünya Savaşı’nın dehşetinden, 80 milyon kişinin öldüğü o büyük küresel yıkımdan, CHP yönetiminin diplomatik ferasetiyle hasarsız çıkmayı da partimiz başardı. Türkiye’nin çok partili demokrasiye geçişini de biz sağladık. Yenildiği rakibine olgunlukla, sorumlulukla iktidarı teslim eden de biz olduk. Cumhuriyetin ilk çeyrek asrının her anına damgasını vuran CHP, 1950’den sonra iktidarda olmadığı dönemlerde de ülke siyasetine yön verdi. 1970’lerde bütün dünyada eşitlik ve özgürlük dalgası yükselirken biz de ‘ortanın solu’ dedik, sosyal demokrasi dedik. ‘Toprak işleyenin su kullananın’, ‘ne ezilen ne ezen, hakça düzen’ diyen de biz olduk. 1970’lerde rahmetli Necmettin Erbakan’ın liderliğindeki Milli Selamet Partisi’yle koalisyon kurarak, farklı toplum kesimlerinin aynı ideal etrafında buluşabileceğini, ulusal meselelerde ayrışma yerine birleşmenin mümkün olabileceğini de biz gösterdik. 1974’te Kıbrıs Barış Harekatı’nı yaparak hem müttefiklerimize hem de hasımlarımıza güç ve kararlılık gösteren devletimizin direksiyonunda yine CHP vardı.”
"KENDİ EKSİKLİKLERİMİZDEN İKTİDAR OLAMADIK"
600 yıllık bir imparatorluk çökerken, 1923 şartlarında dünyanın en devrimci hareketlerinden birini yaratarak, tüm ezilen halklara ilham veren CHP, 1960’larda ve 1970’lerde dünyanın ve Türkiye’nin değişimine ayak uydurarak da doğruyu yapmıştı. Ne var ki, 1980’den sonra aynı kabiliyeti gösteremedik. Milletin kabahatinden değil, kendi eksikliklerimizden iktidar olamadık. Biz iktidar olamayınca, Türkiye, sosyal hukuk devleti olmaktan ve demokrasiden uzaklaştı. Yıllar içinde daha da otoriterleşen ve ülkemizi krizlerden koruyamayan iktidarların eline düştü. Uzun yıllardır iktidar olamadığımız için, Cumhuriyetin ikinci yüzyılına, köklü kurumları zayıflamış bir devletle, işlevsizleşmiş bir meclisle, liyakati sorgulanan bir bürokrasiyle, çökmüş bir adalet sistemiyle, demokratik dünyadan uzaklaşmış bir ülkeyle, yarısı yoksulluk sınırının altında bir nüfusla girdik. Vatandaşlarımızı ‘yerli ve milli olanlar’ ve ‘olmayanlar’ diye ayrıştıran, muhalefete tahammülsüz, adaleti paramparça etmiş, eğitimi çökertmiş, ülkemize eşi benzeri görülmemiş bir hayat pahalılığı yaşatan bu iktidarla girdik Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına.
"BU HALİ KABULLENEMEYİZ"
Buna bir son vermek zorundayız. Bu hali kabullenemeyiz. İşte bu yüzden, vatandaşları eşitlikte birleştirmiş, hep birlikte millet olma fikrinde, kader ortaklığında buluşturmuş Mustafa Kemal Atatürk’ün iradesi; ülkemizi çok partili demokrasiye geçirmiş, kaybettiği seçim yarışından sonra iktidarı olgunlukla teslim etmiş İsmet İnönü’nün feraseti; sosyal demokrasi geleneğini topraklarımıza eşitlik ve özgürlük mücadelesiyle taşımış Bülent Ecevit’in yenilikçi heyecanı yolumuzu aydınlatıyor. Bu irade, bu feraset, bu heyecanla milletimizi yeniden devletin sahibi kılma yolculuğuna çıkıyoruz. İki yıl önce, ‘Aynı şeyleri yaparak farklı sonuç bekleyemeyiz, değişmemiz gerekir. CHP’nin de Türkiye’nin de değişeceğine inanıyorum’ demiştim. Çünkü biliyordum ki, CHP değişirse Türkiye değişir. CHP silkindi, değişti, 2023 kurultayında ölü toprağını üzerinden attı. 31 Mart 2024’ten beri Türkiye’nin birinci partisiyiz. Şimdi sıra Türkiye’yi değiştirmekte. Bugün, bu yola çıkıyoruz. Devletimizi demokratik ve güçlü, toplumu zengin ve huzurlu, vatandaşlarımızı eşit ve özgür, siyasi rekabeti çoğulcu, adil ve medeni kılma yolundayız artık.
"BÜYÜK BİR KORKUYA KAPILDILAR"
“Sevgili yol arkadaşlarım; yine bir karar vereceğiz. Cumhurbaşkanı adayımızı belirleyecek ve büyük ve kutlu bir yolculuğu başlatacağız. Partimiz, aday belirleme kararı verdi. Genel Başkanımız, bu kararı duyurduğundan beri, toplumda büyük bir heyecan oluştu. Halkımız, bu iktidarın rakipsiz olmadığını, bir seçeneğinin olduğunu gördü ve umutlandı. Rakibimiz ise büyük bir panik yaşıyor. Çünkü onlar, kendilerini rakipsiz zannettiler. Rakiplerini kendileri belirleyebilir zannettiler. İktidarlarını sonsuz zannettiler. CHP’yi birliğini sağlayamaz, kendi iç gerilimlerinde boğulur, siyaset sahnesini onlara bırakır zannettiler. Aday belirleyeceğimiz için, büyük bir korkuya kapıldılar. Bu milletin onlara verdiği yetkiyi, sonuna kadar istismar etmeye başladılar. Benim hakkımda 25 yıla varan hapis cezalarını bir şekilde kurguladılar ve istiyorlar. Siyasi yasak getirmek istiyorlar. Partimizin kurultayını iptal etmek, partimize kayyım ataması için süreç takibi yapıyorlar. Gözleri o kadar kararmış ki, bu milletin kararından yılmadığını, yaptığı seçimleri, tercihleri asla zalimlerin zulmüne kurban etmediğini, asla seçme yetkisinin elinden alınmasına asla izin vermediğini unutmuşlar.”
"ŞU SALONDA KAÇ TANE İMAMOĞLU VAR BİLİYOR MUSUN?"
“Sanıyorlar ki, ellerindeki geçici yetkilerle milletin kararına el koyabilirler. Sanıyorlar ki, mahkemelerde halkın partisini durdurabilirler. Zavallılar. Çaresizler. Acizler. Onlara hatırlatalım; CHP, halkın kendisidir. Halktır, halk. Halkın partisidir. Halkı durduramazsın, engelleyemezsin, kapatamazsın. Ekrem İmamoğlu da bu halkın, bu milletin oğludur, evladıdır. Onu, milletin elinden alamazsın. Sanıyorlar ki, Ekrem İmamoğlu’nu aday yapmazlarsa, kurtulurlar. Şu salonda kaç tane İmamoğlu var biliyor musun? Görmüyorlar, işitmiyorlar. Yahu hepimizi yasaklasan ne olur? Bu memleketin her bir şehrinden, her bir ilçesinden, beldesinden, köyünden bir Ekrem İmamoğlu karşına dikilir; buradaki her bir milletvekili, her bir CHP il başkanı, her bir kadın kolları başkanı, gençlik kolları başkanı, her bir CHP neferi bizim Cumhurbaşkanı adayımızdır. İcraatçı ve halkçı CHP’li belediyelerin büyük başarısının mimarı kıymetli başkanlarımızın her biri adaydır, bizim adayımızdır. Ekrem İmamoğlu, bu yolculukta kendi adına aday değil. Diyeceksiniz ki bütün dostlarım, bütün arkadaşlarım, ‘Ha İmamoğlu aday ha ben adayım.’ Bu inançla bakmak zorundasınız. Bu inanca dönük bir yol haritası var. Bu inanca dönük bir yolculuğa büyük bir davet var. Yani yıldırıp, sindirip, korkutup milletin seçimini, tercihini, iradesini yüzüstü bırakacağımızı sanıyorlar. Bu kararlı gözlerden ve buradaki kararlılığı o gözlerden şunu görebilirsiniz: O bir çift mavi gözdeki kararlılığı görebilirsiniz. Bizim gözümüze, o gözümüzün içine baktıkça, size o çaresizliğinizi hatırlatmaya devam edeceğiz. Sizlere acizliğinizi, korkunuzu hatırlatmaya ve göstermeye devam edeceğiz.”
“BU YOLA KAPRİSLE, KOMPLEKSLE, EGOYLA ÇIKILMAZ”
Bizim tek derdimiz, tek hayalimiz var: Bir avuç insanın yerle bir ettiği devlet yapısını, hukuk sistemini, demokrasiyi, ekonomiyi, eğitimi, sağlığı yeniden inşa etmek. Devleti bir avuç insanın değil, milletin çıkarlarının, güvenliğinin, geleceğinin bekçisi haline getirmek. Yüce Türk milleti, devlet geleneğimizi iyi bilir: İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın. Bu amaç; her şeyden önce makama değil, mücadeleye odaklanmayı gerektiriyor. Bu mücadele, milletin onayını almayı, seçim kazanmayı ve ülkeyi iyi yönetebilmeyi gerektiriyor. İşte bunun için yola çıkıyoruz. Bu yola kaprisle, kompleksle, egoyla çıkılmaz. Bu yola tek başına çıkılmaz. Bu yolda ortak akıl var, iş bölümü var, rol dağılımı var. Ben, bu yola mücadele için, üstüme düşeni bir nefer sorumluluğuyla yerine getirmek için, siz yol arkadaşlarımla birlikte çıkıyorum. Bu yola kendime güvendiğim kadar, size güvendiğim için çıkıyorum. Bu yolda birlikte olduğumuz için güvendeyim. Bütün engelleri, bütün badireleri, bütün bedelleri birlikte göğüsleyeceğimiz için rahat, huzurlu ve mutluyum. Bu yolda dalga dalga büyüyeceğimize, çoğalacağımıza, umudu sarsılmış, hayalleri tarumar edilmiş, gelecek kaygısı içindeki bütün vatandaşlarımızı, gençlerimizi, kadınlarımızı yanımızda göreceğimize yürekten inanıyorum.
"HALKSIZ SİYASET HEVESLERİNİ KURSAKLARINDA BIRAKACAĞIZ"
"Bugün bu salondan çıkacağız, memleketin dört bir yanına dağılıp, üyelerimizin her biriyle tek tek buluşacağız. Birliğimizi, dirliğimizi cümle aleme göstereceğiz. Aday belirleme kararımızdan telaşlanan bir avuç siyasi elit, ön seçim yapacağımızı duyunca, daha da büyük panikledi. Çünkü kendi tabanları da ön seçim ister diye korktular. Çünkü demokrasiye alışık değiller. Çünkü kendi teşkilatları da üyeleri de ‘bizim de sözümüz kararlara ortak olsun’ der diye telaşlandılar. Partimizin aday kararı, bu baskıcı iktidara rakipsiz olmadığını, gündemi de rakiplerini de kendilerinin belirleyemeyeceğini gösterdi. Partimizin ön seçim kararı, Türkiye siyasetinde ilk defa gerçekleşen bir demokrasi devrimine yol açtı. Türkiye’ye tek adamcı, tepeden inme siyaseti dayatmak isteyen zihniyet ön seçimden çok korktu. Çünkü onlar, ülkeyi seçimsiz, sandıksız yönetme hevesleri kuruyorlar. Ama biz, onlara bu fırsatı vermeyeceğiz. Demokrasi tarihimizin bu çaptaki ilk büyük ön seçimini en yüksek katılımla, en doğru ve en güzel şekliyle tamamlayacağız. Gerçek bir demokrasi şöleni yaşayacağız ve yaşatacağız. Halksız siyaset heveslerini kursaklarında bırakacağız."
"MİLLETİN İKTİDARINI KURACAĞIZ"
23 Mart’ta birliğini, dirliğini sağlamış bir CHP olarak iktidar yoluna çıkıyoruz. Kurucumuz, önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün, ‘egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ ilkesine yürekten bağlı bir parti olarak, ilk adımı üyelerimizin çizeceği yol haritasına uygun olarak atacağız. Üyeler partilerin, vatandaşlar ülkenin sahibidir. Onlar ne derse o olur. Milletimiz, devletin efendisidir. Millet ne derse o olur. Cumhuriyet, herkes bu duyguyu, bu özgüveni hissetsin, yöneticiler vatandaş karşısında hadlerini bilsinler diye kuruldu. Demokrasi bunun için var. 23 Mart’ta ülkenin dört bir yanında gerçekleştireceğimiz demokrasi şöleni milletin umudu, sandık korkusu yaşayanların kabusu olacak. Biz CHP’liler, bu bozuk düzeni değiştirme kararlılığımızı göstereceğiz, sonra gerisi çığ gibi gelecek. 23 Mart’ta önseçim sandığından çıkacak, tüm üyelerimizi de arkamıza alıp, memleketin dört bir yanında toplumun tüm kesimleriyle buluşacağız. Partizanlık yapmayacak, hep birlikte kurtuluş mücadelemizi çoğalta çoğalta, büyüte büyüte milletin Türkiye’yi ayağa kaldıracak iktidarını kuracağız.
"UZUN VE ZAHMETLİ BİR YOLA ÇIKIYORUZ"
“Buradan aziz milletimize de seslenmek isterim. İsraf, iş bilmezlik ve kibrin sebep olduğu ekonomik krizden, yaşanan derin yoksulluktan, her gün kriz yaratan siyasetten, giderek artan toplumsal çürümeden, adalet, eğitim ve sağlık sistemlerimizdeki çöküşten, her yere üşüşmüş olan mafya ve çetelerden, iş kazasında, yangında, depremde ihmal sebebiyle yaşanan ölümlerden ve sonu hiç gelmeyecekmiş gibi duran bu karanlıktan yorulmuş, bitap düşmüş olan büyük milletimize sesleniyorum: Müsterih olun, içinizi ferah tutun. Şafak söküyor. Uzun ve zahmetli bir yola çıkıyoruz. Bu düzeni değiştirmek, umudu ve güveni yeniden inşa etmek, artık bu karanlıktan yorulan milletimizi iyileştirmek, Türkiye’yi dünyada hak ettiği noktaya yükseltmek için hep birlikte büyük bir yola çıkıyoruz. Bir derdimiz, bir davamız, bir hayalimiz var. Derdimiz Türkiye’dir. Davamız devleti güçlü, demokratik ve adil, milletimizi huzurlu ve özgür kılmaktır. Hayalimiz, ülkemizi dünyanın en güçlü ve en zengin ülkeleri arasında görmektir.”
"YÜKÜ OMUZLAMANIN VAKTİ GELMİŞTİR"
Kardeşlerim, yükü omuzlamanın vakti gelmiştir. Omuz omuza, kol kola çıkılacak yolculuğun vakti gelmiştir. Sorumluluk almak için hazırız. Kendimize güveniyoruz. Çünkü, yalnızca büyük bir davaya, büyük bir sevdaya değil, aynı zamanda da sağlam bir plana ve bu planı hayata geçirebilecek güçlü kadrolara sahibiz. Milletimiz umuda muhtaç, bir büyük Türkiye hayaline açken; aklın, bilimin ve devletimizin tarih, tecrübe ve birikiminin yolundan ayrılmadan, çalışmaktan yorulmadan, hizmette geri durmadan, mazeret değil, marifet üreterek, sorun değil, çözüm üreterek, Allah’ın verdiği aklı milletin geleceği için kullanarak, milletimiz için, milletimizle beraber, büyük bir yolculuğa çıkmanın vakti gelmiştir. Çok çalışacağız, akılla çalışacağız, aşkla çalışacağız. Allah’ın izniyle, milletimizin gücü ve iradesiyle hep beraber bir Türkiye mucizesi gerçekleştireceğiz.
"YENİ BİR DÖNEME GELİYORUZ"
Hep birlikte görüyoruz; biz bu yozlaşmanın ve çürümenin pençesinde nefes almaya çalışırken, dünya hızla ilerliyor ve değişiyor. Yeni bir döneme giriyoruz. Dünya ekonomisi ve siyaseti büyük bir değişim yaşıyor. Küresel ve bölgesel olarak yeni ittifaklar kuruluyor. Bölgemizin dört bir yanında savaşlar ve çatışmalar yaşanıyor. Maalesef artık barıştan çok savaşı, iş birliğinden çok tek başına hareket etmeyi, paylaşmaktan çok daha fazla kazanmayı konuşan bir dünya var. Yapay zekâ çağıyla birlikte, teknoloji hiç olmadığı kadar hızlı bir biçimde değişiyor. Bu yeni çağ, ülkelerin kaderini belirliyor. İleri teknolojilerin, sanayinin, tarımın ve insanımıza yapılan yatırımın büyük öneme sahip olduğu yeni bir döneme giriyoruz. Küresel kurumların zayıfladığı, ülkelerin giderek içine kapandığı, üretimin ve kendine yetebilen bir ülke olmanın önem kazandığı yeni bir döneme giriyoruz. Önümüzdeki yüzyılda hayati öneme sahip olan ticaret yollarının ve enerji hatlarının değiştiği yeni bir döneme giriyoruz. Bu yeni dönemde, üreten, akılla yöneten, hukuk düzeni güçlü, vatandaşının refahına önem veren ve yeni nesilleri çok iyi yetiştiren ülkeler kazanacak.
"SİYASİ ÇATIŞMALARLA BOŞA HARCAYACAK ZAMANI YOK"
Türkiye, fırsatların da tehlikelerin de tam ortasındadır. Vaktimiz yok. Dünya bu hızda ilerlerken, biz yerimizde sayıyoruz. Artık taş üstüne taş koyamıyoruz. Bu yeni döneme, milleti yoksullaştırılmış, adaletten uzaklaşmış, demokrasinin içi boşaltılmış ve ekonomisi güçsüz bir ülke olarak giriyoruz. Ve bu ülkeyi yönetenler, bu durumdan zerre kadar utanmıyorlar. Utanmıyorlar ki, her gün yeni bir hukuki veya siyasi ayak oyununa muhatap oluyoruz. Buradan sesleniyorum: Türkiye’nin artık bu tarz siyasi oyunlarla, hukuki baskılarla, koltuğunu korumak için üretilen siyasi çatışmalarla boşa harcayacak zamanı yok. Yok, çünkü ülkemizle dünyanın güçlü ülkeleri arasındaki fark, her geçen gün daha da açılıyor. Yapay zekâ çağının şafağında, dünyanın gelişmiş ülkeleri, tüm insanlık tarihinin en büyük sıçramasına hazırlanıyorlar. Önümüzdeki 15- 20 yıl içerisinde, insan medeniyetinin bugüne kadarki tüm değişimlerinden çok daha kuvvetli bir değişim yaşanacak. Bu çağ tamamlandığında insanlık, ‘eski insanlık’ ve ‘yeni insanlık’ olarak ikiye bölünecek. Bu çağ tamamlandığında milletler ‘hâkim milletler’ ve ‘köle milletler’ olarak ikiye bölünecek. Eğer Türkiye olarak bu treni yakalayamazsak, batı medeniyetleri ile aramızdaki mesafe, bir uçuruma dönüşecek. Aramızdaki gelir farkı 10 katın üstüne çıkacak. İşte bu yüzden sıçrayarak kalkınmak, milli endüstri stratejimizi hayata geçirmek zorundayız. Başka türlü bu farkı kapatmamız mümkün değil.
"PLANIMIZ, PROGRAMIMIZ HAZIR"
Ülkemiz artık, yorgunluğu, yozlaşmayı ve yaşanan çürümeyi kaldıramıyor. Yeni, genç, dinamik ve akılla hareket eden bir yönetimle ülkemizi umuda kavuşturmamız gerekiyor. Biz, bu güzel milleti umuda kavuşturmanın, Türkiye’yi yeniden ayağa kaldırmanın ve hızla ilerleyen dünyayı yakalamanın yolunu biliyoruz. Planımız, programımız hazır. Emaneti teslim almaya, 86 milyona hizmet etmeye hazırız. Biliyor ve görüyoruz; milletimiz, yapılan bütün yanlışları sessiz ve sakin bir biçimde hafızasına kaydediyor, kimin ne yaptığını not ediyor. Milletimiz, son sözü söyleyeceği günü bekliyor. Birilerinin koltuk ihtirasları ve yargı kumpasları varsa, bizim insanımızın da vicdanı ve hafızası var. Ben, hiç bugüne kadar bu milletin hafızasının yanıldığını, vicdanının haksız çıktığını görmedim. Biliyor ve inanıyorum ki, milletimiz, egemenliğin gerçek sahibi olduğunu gösterecek, önündeki tüm engelleri güçlü iradesiyle kaldıracaktır. Şimdi soruyorum: Niçin bizim gündemimizde sürekli hukuksuzluk, yoksulluk, yolsuzluk, enflasyon ve hayat pahalılığı var? Niçin akşam haberleri izlediğimizde, en fazla adliye ve emniyet binalarını görüyoruz? Niçin sürekli evde, işte, dışarıda sürekli hayat pahalılığını, geçim sıkıntısını, kimlerin tutuklandığını ve kimlerin yargılandığını konuşuyoruz?
"ERDOĞAN, BU KOSKOCA ÜLKEYİ KENDİ BAŞINA YÖNETEMEDİ"
Bütün bunların bir sebebi var. 23 yıllık iktidarın kibrine kapılmış, zamanı dolmuş, milletin dertlerine çare olamayan ve artık sebep oldukları durumu bile görmekten aciz bir yönetimle karşı karşıyayız. Bugün Türkiye, milletin istikbalini değil, kendi istikbalini önceleyen; milletin derdini değil kendi derdini düşünen bir iktidarın tasallutu altındadır. Ancak milletin hesabı, tüm şahsi hesapların üzerindedir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle birlikte Türkiye, hukuk devleti olmaktan uzaklaştı, milletimiz yoksullaştı ve demokrasimiz büyük bir gerileme yaşadı. Seçilmişlerin gücü, yani millet iradesinin gücü zayıflatıldı. Türkiye’deki bütün yönetimin sorumluluğu, tek kişinin, Cumhurbaşkanının sırtına yüklendi. Ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu koskoca ülkeyi kendi başına yönetemedi. Cumhurbaşkanı adına, sorumsuzca yetki kullanan bürokratik bir oligarşi oluştu. Türkiye, seçilmişlerin değil, atanmışların yönettiği bir ülke oldu."
'CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ' ELEŞTİRİSİ
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi devreye girdiğinden beri yaşadığımız çöküş, bütün gücü elinde topladığını zanneden Sayın Cumhurbaşkanı’nın, 2018’den beri ülkeyi nasıl yönetemediğinin göstergesidir. İster hayat pahalılığına bakın, ister demokrasimizin standardına, ister adalet sistemimize bakın, ister eğitimin durumuna, ister kişi başına gelirimize bakın, ister nüfusumuzun azalmasına, ister kontrolden çıkmış gıda fiyatlarına bakın, ister ev kiralarına… Dengimiz sayılan ülkeler arasında dünyanın en yüksek enflasyonu bizde.
Dünyanın en yüksek faizi bizde. Dünyanın en yıkıcı hayat pahalılığı bizde. Hangi göstergeyi alırsanız alın, ciddi anlamda bir geriye gidiş olduğunu görürsünüz. Çünkü Türkiye iyi yönetilmiyor. Çünkü bu iktidar, demokrasiyle ilişkisini koparmış durumda. Çünkü bu iktidar, adaletle ilişkisini koparmış durumda. Hepsinden önemlisi, bu iktidar asgari ücretliyle, kiracıyla, emekliyle ve çalışanlarla ilişkisini koparmış durumda. Bu iktidar, Türkiye’nin ezici çoğunluğunun ne ekonomik sıkıntılarını ne de demokratik sıkıntılarını anlayacak durumda.
"TÜRKİYE'NİN KADARİ TBMM'DE ÇİZİLMEK ZORUNDADIR"
“Bir ülkede yargıçlar ve savcılar, siyasilerden daha fazla konuşuluyorsa, çok önemli bir sorun var demektir. Bir ülkede savcıların isimlerini insanlar günlük konuşmalarında kullanacak kadar biliyorsa, orada çok büyük bir sorun var demektir. İktidara ve Sayın Cumhurbaşkanı’na buradan seslenmek istiyorum: Bakın; bu isimlerin konuşulması, sadece muhalefet için bir sorun değildir, sizin için de büyük bir sorundur. Türkiye Cumhuriyeti devletini yönetme sorumluluğu sizde. Millet bu yetkiyi size verdi, atanmış yargı mensuplarına değil. Türkiye gibi büyük bir ülke böyle yönetilemez. Türkiye, atanmışlar tarafından yönetilemez. Türkiye, milleti temsil etmeyen bakanlar tarafından yönetilen bir ülke olamaz. Türkiye, meclisinin güçsüz ve sözünün kıymetsiz olduğu bir ülke olarak devam edemez. Türkiye’yi seçilmişlerin yönettiği bir ülke yapmak zorundayız. Türkiye’yi bir an önce parlamenter demokrasiye kavuşturmak zorundayız. Türkiye’yi millet iradesinin iktidara, devlete ve meclise sahici bir şekilde yansıdığı bir ülke yapmak zorundayız. Türkiye’yi yönetmek için, denge ve denetimin yerleştiği demokrasiden, hukuk devletinden başka bir yol bulunmamaktadır. Türkiye’nin kaderi, mahkeme salonlarında değil, Millet Meclisi’nde, milletin iradesinin tecelli ettiği yerlerde çizilmek zorundadır.”
"KADROLARIMIZ HAZIR"
“Tekrar ifade etmek isterim: Davamız, Türkiye’yi hak ettiği yere yükseltme davasıdır. Davamız, bize dayatılan bu makus talihi yenme davasıdır. Davamız; güçlü, demokratik, adil ve müreffeh bir Türkiye davasıdır. Türkiye’yi dünya ölçeğinde zengin, devletimizi küresel ölçekte güçlü ve itibarlı bir devlet haline getirmek; zenginliğimizi ve gücümüzü adaletli bir biçimde paylaştırarak, tüm yurttaşlarımızı, hukukun üstünlüğüne dayalı, tam anlamıyla demokratik bir toplum düzeni içerisinde, refah, huzur ve mutluluk içinde yaşatmak siyasi varlığımızın en büyük hedefidir. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın; ortaya koyduğumuz büyük vizyona ve hedeflere nasıl ulaşacağımızı açık ve net bir biçimde biliyoruz. Planlarımız net, kadrolarımız hazır. Bizi hedeflerimize ulaştıracak kadrolarımız, milletimizin sinesinden çıkmış evlatlarıdır. Bizi hedeflerimize ulaştıracak planlar, milletimizin ihtiyacına göre ve ülkemizin geleceği adına yapılmıştır.
"BİZE YENİ KADROLAR KATILACAK"
“Şundan adımız kadar eminiz: İktidara doğru yürüyüşümüzde, bize yeni kadrolar katılacak. Bugün yozlaştırılmış devlet aygıtı içerisinde sıkışıp kalmış, milleti için bir şeyler yapamıyor olmanın acısını yaşayan çok değerli bürokratlar, çok değerli devlet çalışanları davamıza sahip çıkacaklar. Adaletin mekanizmasının bugün getirildiği yerden büyük bir utanç duyan savcılarımız, hakimlerimiz; eğitimin çökertilmesinden acı duyan öğretmenlerimiz, akademisyenlerimiz; geleceği çalınan pırıl pırıl gençlerimiz; ülkemizin büyük yetenekleri ve kıymetini bilmediğimiz dâhilerimiz davamıza sahip çıkacaklar. Hülasa; hep birlikte büyük bir yolculuğa çıkıyoruz. Milletimizi, birlikte yazacağımız bir hikayeye, hak ettiğimiz bir geleceğe, buradan, Cumhuriyet Halk Partisi'nden davet ediyoruz.
"ÜLKEMİZİ GELECEĞE HAZIRLAYACAĞIZ"
Bugün itibariyle bu yola çıkan herkesi, özellikle partimizin yöneticilerini, memleketimizin dört bir yanında sandık kurarak, en yüksek katılımla bu sisteme, bu rejime ve bu yönetime karşı ortaya koyacakları, oylarını en yüksek oy oranıyla, en yüksek katılımla Türkiye’ye göstermesini diliyorum. Bu yolculuğu, burada bulunan herkese emanet ediyorum. Ve milletimizi birlik olmaya, bu zamanı dolmuş iktidarı değiştirmeye, adaleti sağlamaya davet ediyoruz. Milleti, umuda ve refaha çağırıyoruz, huzura çağırıyoruz. Milletimizi geleceğe çağırıyoruz. Ve buradan insanlarımıza sesleniyoruz. Kıymetli milletimiz, çok kıymetli partililerim, partimin çok kıymetli yöneticileri; kurtuluş yok tek başına, haydi şimdi hep birlikte görev başına hep beraber görev almaya, hep birlikte yol almaya. Bu yolumuzun uzun olduğunu hepimiz biliyoruz. Allah'ın izniyle başaracağız. Kararlıyız. Türkiye'nin her bir yanını gezmeye başlayacağız. Bir yandan görev yaparken, bir yandan ülkemizi geleceğe hazırlayacağız. En hızlı şekilde sandığı milletimizin önüne getireceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi başaracak, Türkiye kazanacak."
ÖZGÜR ÖZEL, ERDOĞAN'A YANIT VERDİ
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun açıklamasından sonra kürsüye CHP Genel Başkanı Özgür Özel çıktı.
AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Ayağını denk al" sözlerine yanıt veren Özel, "Bu Cumhuriyet'i kuran Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün partisinin genel başkanını da, bir tane üyesini de korkutamazsın. Hodri meydan!" ifadelerini kullandı.
Özgür Özel'in açıklamaları şöyle:
"Bu kürsüden o günlerde yaptığım bir değerlendirmeyi tekrar etme ihtiyacı duyuyorum. O da bu milletin devletini sevdiği… Çağırdığında askere gider, istediğinde vergisini verir. Gerekirse evladını şehit verir. Bu devletine sahip çıkar, ihanet etmez. Ama bir gün birileri ellerindeki yetkiyle; bu bazen askeri bir darbedir, bazen denetimsizce hor kullanılan yetkilerdir. Devleti, milletin karşısına dikerseniz, orada devlet ile milleti yarıştırmaya kalkarsanız, her zaman olduğu gibi yine millet kazanır. Millet, devleti sever. Ama devletin kendisi için olduğunu, o devleti kendisinin kurduğunu, esas karar vericinin kendi olduğunu hiçbir zaman unutmaz. 12 Eylül’de Kenan Evren’in ‘Seç’ dediğine karşı sivil bir adayı seçerken de 15 Temmuz’da ne istediyse verilenlerin altına verilen tanklarla, uçaklarla Meclis bombalanırken, milletin üstüne giderken çıplak ellerle de milletin karşısına devlet dikildiğinde millet kararlılığından geri adım atmaz. Gerçek belirleyicinin kendi olduğunu asla unutmaz. 31 Mart seçim süreci devletin milletin karşısına dikildiği bir diğer örnek olmuştur.
"KUMPASI GÖRÜYORUZ"
Bir yandan Maliye’ye ve Sosyal Güvenlik Kurumu’na verilen talimat, bir yandan İstanbul’a atanan aparat eş zamanlı olarak Cumhuriyet Halk Partili belediyelere, onlara kayyum atayarak, onları hapse atarak, onları sabah 04.00’te sırf taciz olsun diye, gözaltına alarak, tutuklayarak, belediye meclis üyelerimizi kriminalize ederek, oradan bütün belediye başkanlarına, bütün bir şehre, bütün bir ülkeye tedirginlik, korku yayarak bir şey yapmaya çalışıyor. İşi sona bırakmamaya, sayıma bırakmamaya, seçim sonrasına bırakmamaya, işi şimdiden sıkı tutup, hiçbir zaman yenemediği… Hatta kendi hayatında hep övünür, şu kadar yıldır seçim kaybetmemekle. Sonuncusunu da kaybetmişti, öncesinde de defalarca seçim kaybetmişti. Hem kendisine karşı hem de bugüne kadar girdiği hiçbir seçimi kaybetmemiş olan bir rakipten kurtulmak için kurduğu planı, kumpası görüyoruz. Bugünden başlayarak, buna itirazımızı yükseltiyoruz.
"HODRİ MEYDAN"
Mustafa Kemal’in askerleri, 20-22 yaşında gencecik teğmenlerin ordudan atılmasına gösterdiğimiz tepkiyi, bakanlığı ayırarak, Genelkurmay’ı ayırarak kimin bu işi istediğini, kimin köpürttüğünü ve bunu bildiğimizi, buna şerh koyanlara nasıl mobbingler yapıldığını söylediğimiz için çıkmış bize diyor ki, ‘Ayağını denk al, yoksa biz denk aldırmasını biliriz.’ Ben kendisine soruyorum; ne yapacaksın, partinin önüne tank mı yollayacaksın, bize topla tüfekle mi saldıracaksın! Yoksa ilişki içinde olduklarının, ilişki içinde olduğu mafyaları üzerimize mi saracaksın! Beyefendi, ikimizde birer koltukta oturuyoruz. Oturduğunuz koltuk Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı koltuğudur. Değerlidir, ne kadar değerini bildiğiniz, o koltuğu ne hale getirdiğiniz ortadadır ama bir diğer koltuk Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu partinin genel başkanlığı koltuğudur, onun koltuğudur. Tanktan, toptan değil, ölüm fermanından, hakkında verilen idam fermanından korkmadan tek başına yola çıkan, bir memleketi kurtaran bu Cumhuriyet'i kuran Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün partisinin genel başkanını da, bir tane üyesini de korkutamazsın. Hodri meydan!
CHP Genel Başkanı Özgür Özel
"VAZİFEYİ HEPİMİZ ADINA YAPACAK KİŞİ"
O gün oyları ile arkalarında duracakları ve o gün cisimleşecek olan cumhurbaşkanı adayımız, biraz önce ifade ettiği şekliyle görevi, Atatürk’ün emanetine sahip çıkmak için hepimizde olan vazifeyi, hepimiz adına yapacak kişidir. Bundan sonra ona saldırmak, onu engellemeye çalışmak, onu siyasetten men etmek, hapsetmek… Bunları engellemek artık Cumhuriyet Halk Partisi’nin, bu ülkenin kurucu partisinin milyonlarca üyesinin on milyonlarca bu memleketin evladı adına üstlenecekleri bir sorumluluk, verecekleri görevdir. Arkasında duracak da gelecek dönemde Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında yapılacak ilk seçimde Gazi’nin koltuğunu devralacak bir Cumhuriyet Halk Partilidir.
"ONA İNANIYORUZ"
Tüm üyelerimize haydi gel, seç ve tarihe geç çağrımızı tekrarlıyoruz. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Biz başaracağız. Cumhuriyet Halk Partisi başaracak. Cumhuriyet Halk Partililer başaracak. Bir Cumhuriyet Halk Partili cumhurbaşkanı 100 yıl önceki devrimi kaldığı yerden sürdürecek, yokluğu ve yoksulluğu bitirecek, özgürlüğü yeniden getirecek, bu ülkeyi ayağa kaldıracak. Ona inanıyoruz, her birinize güveniyoruz."