BİR FİLMİN İÇİNDEYMİŞİZ GİBİ!

Karaca Bozgeyik

BİR FİLMİN İÇİNDEYMİŞİZ GİBİ!

İki hafta önceydi, demek ki iki hafta olmuş karantinaya çekileli... Bir tanıdıkla meşhur nohut dürümcülerinden birinin önünde karşılaştık. Dürümcüde servis yasak, paket yaptırıp alıp gidiyorsun. Karantinanın bu kadar uzun süreceğinden habersiz, birbirimizden korunarak sohbet ettik; ne yapıyorsun, nasıl gidiyor diye.

Gaziantep’te çekilen bir dizi film için lojistik desteğin yanı sıra figüranda topluyoruz dedi; Caddede karşıdan karşıya geçen adam, lokantada yemek yiyen kadın, kuaförde sıra bekleyen müşteri, parkta oynayan çocuklar, otobüste yolculuk yapan genç, hastanede sedyedeki hasta, kafede kalabalık yapan müşteri, mahallenin muhtar amcası v.s. gibi.

İhtiyaç olursa beni de ‘kullan’ dedim: Sanat uğruna bir bostanda ‘korkuluk’ bile olurum. Uzaktan uzağa gülüştük. Dürümlerimizi paket yaptırıp ayrıldık.
Bütün işleri sarstığı gibi Covid 19 Virüsü dizi film sektörünü de vurdu.
Ancak, hala garip bir şekilde hepimiz hayat mı yoksa bir film mi ayırt etmekte zorlandığımız bir durumla karşı karşıyayız. Coronadan korunmaya çalışan, bulaşmaması için evinde bekleyen figüranlar gibiyiz. Zorunlu olmadıkça dışarıyla ilişkisi kesilmiş, bir salgın hastalığın evlerimize korku içinde tıkıştırdığı ‘ev hapsindekiler’ rolünü yapıyoruz.

Bir filmin içindeymişiz duygusu ile; Sokaklarda, caddelerde birbirine yaklaşmamaya çalışan oyunculara dönüştük. Senaryomuz aynı; Sosyal mesafeyi koru, teması kes, izole ol, maske tak... Hal bu ki, yıllardan beri aynı şeyi yapmıyor muyduk biz!? Neyse!

Zor günlerden geçiyoruz. Tokalaşmayı seven, her fırsatta yanak yanağa olan, masa kurup birbirinin yüzüne kahkahalar ile gülen coğrafyanın geldiği duruma bakar mısınız! Birbirimizi birbirimizden korumak için uzaklaşıyoruz birbirimizden.

Yeni ‘figüran’ tipleri çıktı; İşten atılan işçi, eve ekmek götürmek zorunda olan anne-baba, dükkanını açamayan kuaför, evde eğitim gören öğrenci, kahvesi-kafesi açılmayan esnaf, mağazaları kapalı satıcı, toprağına fideleri dikemeyen çiftçi, hasat yapamayan yevmiyeci, evde sıkılan emekli, sevgilisi ile buluşamayan aşık, yurt arayan mülteci, karantinaya giren yolcu, bir ‘Hiç’, hal hatır sormak için bile aramayan birbiri, hep bir şey istemek için arayan tanıdık, yalnızlığın yalnızlık olmadığını keşfeden filozof...

Öyle mi dedi, Virüs: ”Hapsol bakalım, kendi yalnızlığına.”
Umarım bu yaşadıklarımız bir filmdir. İnsanlığın geleceği bu rollerimize bağlıdır. Ve bu filmin baş rol oyuncuları, umarım üstlendikleri rolü Dünyanın yararına oynarlar. Biz figüranlar ise insanlığın geleceğine önemli toplumsal mesajlar taşıyoruzdur. Umarım, umarız başka güzel roller üstleniriz gelecekte... Sağlıklı kalın.

9 Nisan 2020 (Karaca Bozgeyik) 1102

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

TURNUSOL KAĞIDI GÜNLER!

İÇ YOLCULUK

ÖNCE KURTARILACAK! NE?

CORONA VİRÜSÜN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ!

BU BİR CHP YAZISIDIR

MASAL BU YA!

HAYATTAN BİR ‘ENSTANTANE’

AYNA

MEKTUP