GÜNLÜK HAYATTAN BİR KESİT

Karaca Bozgeyik

GÜNLÜK HAYATTAN BİR KESİT

Önce yazmaya değer mi? diye düşündüm, sonra yazmalı dedim, çünkü; Bir siyaset dili var ki,  bu dil gerek ikili söyleşilerde, gerekse kalabalıklara hitap ederken kullanıldığında çözümsüzlük ve tıkanıklık üretiyor.

Sorunlara çözüm üretmesi gereken siyaset,normal ilişkileri bile tıkayarak insanları birbirinden ötekileştiriyor, uzaklaştırıyor. Karşıdakini ‘salak’ yerine koyan, sıralı söylenildiğinde rakibini ‘tuş’ eden zehirli bir dil oluveriyor.

Yazı konusu anekdot, günlük hayatla ilgili. Günlük hayat gailesinde karşılaştığımız insanlarla ister istemez siyasete uzanan diyaloglar oluyor. Daha doğrusu monolog, söylemek istediğini söyleyip sizi duymak istemeyen bir anlayış türedi, günlük politik hareketlilikte.

Yazıya konu olan karşılaşmanın hikayesi şöyle:

Seçimlerle ilgili konuşurken kendi yanlışlarını geçmişin ‘yanlışları’ ile değerlendirerek, kendi yanlışlarını ‘haklı’ çıkarmaya çalışıp, tarihin derinliklerinde ‘eşdeğer’ yanlışlar aramak gibi bir anlayış karşılıyor sizi.

Önce biraz tarih dersi verdi: 1926’ya indi, 35’e çıktı, 46’ya çıktı, 41’e indi, 50’ye çıktı, ordan 60’a, ordan 75’e, ordan 80’e, 48’e indi... Sonra günümüze geldi. Ben zaman yolculuğundan iflahım kesilmiş ‘kusmak üzere’ iki büklüm yerde diz üstündeyken zehirini akıtıverdi; 31 mart 2019 akşamı kaybettik, çünkü çaldılar demez mi! Üstüne de montajlanmış bir fotoğraf gösterip, bu CeHaPe varya bu CeHaPe işte siz busunuz deyip, son darbeyi vurdu.

Yeteer, birazcık vicdan diye, bağırıp bütün içimdekileri çıkarmışım,doktora zor yetiştirdiler beni. Doktor neyin var diye sorunca, karşımdaki ile tartışamıyorum dedim. Demokrasi sorunum var; dinleyemiyorum, verilen tarih dersini hazmedemiyorum, bu nefret söylemi midemi bulandırıyor hemen kusuyorum dedim.

Nasıl dedi. Şöyle dedim, Politik rövanşist bir ‘bağnazla’ karşılaştım, ülkenin içinde bulunduğu durumu birbirimizi anlarız dinleriz umudu ile konuşmaya kalkıştım,hepsi birer cümlelik tarihte zaman yolculuğuna çıkardı beni, intikam, kin, yok etme üzerine kurulu düşünce yapısı beni bu duruma getirdi.

Tamam anlaşıldı: Karşıdakini dinlemeyen kendine ezberletileni otomatik şekilde ağzından saçalayan bir güruh oluştu, anlaşılan o ki sende onlardan biriyle karşılaşmışsın dedi. Bir reçete yazacağım bir kaç yüz yıla kalmaz hem sen düzelirsin hem ülke dedi.

Reçete şu: Yarından tezi yok adalet duygusunu, vicdanlı olmayı ilk okuldan başlamak üzere bütün çocuklara öğretecek bir sistem geliştirmeli;

Eleştiriden önce özeleştiri,ötekileştirmeyen birleştiren bir dil dersi,

İnançlara saygılı bir din dersi,

Hatasıyla sevabıyla öğretilen ve yanlışları için özür dileyen bir tarih...

Ve bilimsel düşünce yapısı ile sorgulayan kültürle, sanatla, edebiyatla donatılmış insanlar...

Gör bak o zaman bu ülkede herşey çok güzel olacak dedi doktor.

Haklısın dedim, reçetesine bir eklemede ben yaptım. Siyaseti rövanş maçlarına çevirip ülkenin geleceğini heba edip, bugünü kazanmaya çalışan siyasetçilerden arındırılmalı politika. Partiler tüzüklerine koymalı: Kim ki diğer partiyi düşman görüyor bu anlayış ülkemize zarar veriyor, demeli.

14 Mayıs 2019 (Karaca Bozgeyik) 886

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

YA SABIR!

SAKINMAK ÜZERİNE

İSTANBUL: BÜTÜN AŞKLAR BİR GÜN BİTER!

BAHAR GELMİŞ NEYİME!

SİYASETTE, BİR ‘İKNA’ YÖNTEMİ OLARAK ‘KÜFÜR’

BAŞKANLARA PROJE ÖNERİSİ

İLLÜZYON (GÖZ ALDATMACASI)

İSTİKŞAFİ GÖRÜŞMELER DEVAM EDİYOR

BAHAR UMUTLANMAKTIR ABİLER