İZAHI OLMAYAN İŞİN MİZAHI OLUR

İZAHI OLMAYAN İŞİN MİZAHI OLUR

İZÂHI olmayan işin MİZÂHI olur.
Kendisi bizâhitihi MİZÂH olan işin ise, İZÂHINA veya MİZÂHINA gerek yoktur.
***
Bu YETMEZ, ama EVET !
Bi de HARAM veya MEKRÛH DAMGA KURUMU lazım.

Bi HELÂL AKREDİTASYON KURUMU’muz var imiş.

Burası, MÜSLÜMANLARA yönelik olarak “HELÂL” sertifikası, yani “HELÂLDİR rahatlıkla yiyebilirsiniz” denilen bi BELGE vermek için kurulmuş ama, 2 senedir, oturdukları binanın cilasına-boyasına ve sandalyesine-masasına ve de 5 tane yönetim kurulu üyesi, 4 tane daire başkanı ile 50 tane de memurun maaşına (yaklaşık) 20 milyon (20 TRİLYON) lira harcanmış, fakat bu güne kadar TEK bir İŞ bile ÇIKARAMAMIŞ idi.

Yani, hiçbir yiyecek içeceği veya hiçbir malı-mülkü HELÂLLİYEMEMİŞ idi !

Halbuki, eski Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi, buranın kuruluş Kanununun çıkarılışı esnasında konuşmuş ve;
“Kurum, ülkemiz ve ihracatçımız açısından son derece faydalı olacak İHRACATI ARTIRACAKTIR. Kurum’dan HELÂL belgesi alan kuruluşun gönderdiği ürün, BÜTÜN ÜLKELERCE KABUL EDİLMEK ZORUNDA OLACAKTIR” demiş ve çok da eyi bi şey etmiş idi.

Ve yani bugüne kadar, “4 dönüm bostan, yan gel yat bizim Osman” lafına uygun davranılmış idi.

Amma ve lâkin, geçen hafta bizim bu HELÂLLİK Kurumumuz, bi anda HAREKETLENMİŞ, faaliyete geçmiş ve Bizim 65 senelik TSE’ye HELÂL ünvanını verivermiş.

Efendim bu suretle de bu HELÂLLİK, bu HELÂL Kuruluşumuzun ilk HELÂL işi olmuş.

Artık bu bizim 65 senelik TSE de, (ŞEYHİNDEN El almış, yani OLGUNLAŞMIŞ ve ayrı bi DERGÂH açmaya hak kazanmış MÜRİD gibi) temel ve büyük HELÂL kurumdan “EL almış” ve eski hâli yenilenmiş ve yeni vaziyetiyle İSLÂMÎ ve HELÂLÎ bi hâl almış olmuş.
Bu suretle, ne MUTLU bize ki, TSE’miz de HELÂL hâle gelivermiş.

Efendim biliyorsunuz ki, Türk Standartları Enstitüsü, yiyecek-içecek, alet-edevat, mamul-yarı mamul her türlü MAL ve HİZMET, yani maddi-manevi her işin ve o işin usul ve esaslarına UYGUN olup olmadığını denetler, inceler ve eğer uygun ise TSE damgasını vurur.
Yani, o madde veya sistem veya o mal veya hizmeti rahatlıkla ve güvenlikle KULLANABİLİRSİNİZ, Yiyip-İçebilirsiniz.

Şimdi baktım, ÇAY-KUR’un çaylarında (teneke kutudaki Tomurcuk çayında) hem TSE ve hem de HELÂL damgası var.
Yani, (ne zamandan beri) bilmeyerek de olsa, içtiğimiz ÇAY, HELÂL imiş. Artık bu, bundan sonra daha bi rahatlıkla ve daha MUTMAİN bi şekilde içebileceğimizi göstermektedir.

Ama, ATATÜRK Orman Çiftliği’nin süt, yoğurt ve diğer yiyecek içeceklerinde heç bi mühür veya damga yok.
Şimdi onlar, bu ÇAY karşısında HARAM mı olmuş oluyoolar veya MEKRÛH saymak mı icab ediyoo ?

Efendim mesele, sadece GIDA maddeleri ile sınırlı değil; hayatımızın her anında ve her zerresinde geçerli.

Mesela, benim arabamın LASTİKLERİNDE TSE damgası var, ama HELÂL mühürü yok ?
N’olacak şimdi ?
HELÂL mühürü olursa daha “EMNİYETLİ” olacağı muhakkak. Nasıl yapmak lazım bilemiyorum ama, galiba bunun için lastik FABRİKALARINA “EL” koymak lazım.

Ama acaba, geçen hafta aldığı bu “EL” ile TSE’nin, evvelce yüzlerce gıda maddesi ve diğer mallara ve hizmetlere BASTIĞI damga, o tarihten itibaren, bunları kendiliğinden HELÂL hâle getirmeye yeterli midir (eski tabirle, mâkabline şâmil midir ?), yoksa, AYRI ayrı ve AYRICA yeniden bi daha DAMGA basmak gerekli midir ?

Ve eğer bu HAK’ımız (yani HELAL AKREDİTASYON KURUMU’muz), bööle RESMİ kurumlara HELÂL ünvanı vermekle onları HELÂL hâle getirmiş oluyorsa, HEPPİSİNE vermesi gerekmez midir ?

Mesela, öncelikle SAĞLIK BAKANLIĞI buna MUHTAÇ değil midir ?

Bence, bööle bi iş veya işlem, ya da DAMGA ya da MÜHÜR, çok ehemmiyyetli , elzem ve ZARÛRÎDİR.

Bu suretle, Bakanlığa bağlı bütün HASTANELERDE yapılan tetkik ve tedaviler İSLÂMÎ usullere göre ve ALLAH’ın da yardımlarıyla sıhhatli bi şekilde neticelendirilmiş olur. Veya İslâmî usullere göre MEVTÂ olunur.

Bu konuda evvel-emirde ECZANELERİ de ele almak icab eder.

Biliyoruz ki, bilumum İLAÇLAR, Gâvur-KÂFİR icadı ve İTHAL malı.
Ne derece ve ne kadar İSLÂMÎ usullere uygun, bilemiyoruz ?
İlaçların heppisini tek tek HELÂLLEME mümkün olmayacağına göre ECZACILAR BİRLİĞİ’ni HELÂLLER isek, dolayısıyla bütün ECZANELERİ ve içindeki İLAÇLARI da HELÂL hâle gelmiş oluruz.

Sööleyin bakayım, bööle olmaz mıyız ?

Bu arada DEVE BEVLİNİ (yani SİDİĞİNİ) de HADİSLERE uygun bi şekilde ayrıca ve MÜSTAKİLEN ele almak gerekir.
Buna, ayrı ve ÖZEL bi MÜHÜR vurmak lazımdır ya, neyse …

Yani hâsıl-ı kelâm, neyin HELÂL neyin HARAM veya MEKRÛH olduğunu bilmemiz lazım ki, hayatımızı İSLÂMÎ usullere göre idâme ettirme ve GÜNAHA bulaşmadan CENNETLİK olma gayretimizi artırmış olmalıyız.

Haaa, CENNET deyince aklıma ŞARAP geliverdi.

Biliyoruz ki ŞARAP, Cennet içeceğidir.
IRMAKLAR halinde akacak olan KEVSER ŞARABI, Cennetliklere SÜRÜLER halinde ikram edilecek HÛRİLER ve hizmet edecek GILMANLAR ile birlikte içilecektir.

Ben CEHENNEMLİK olduğuma göre, o ZEVKİ bu dünyada yaşamak için, bu dünyada ŞARABI tercih etmekteyim.
Laf aramızda kalsın; RAKI içecek kadar ZENGİN değilim.

Haydi bakayım, size de AFİYET olsun.

6 Ocak 2020 (Mümtaz Şahin) 1119

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

LÜBNAN ve BEYRUT !

Huuuu DUYDUNUZ muuuu ?

KESİN KANAATIMDIR!

Neen GOMİNİSTLİK yapıyoonuz üleeeeyynnn !?

KESİN şu TAŞGALAYI yaav !

İSLÂMÎ İKTİSAT veya MÜSLÜMAN’ın EKONOMİSİ!

LALE AĞACI da mı varmış yaav?

SAHTE KAHRAMANLIK, BELEŞ GAZİLİK

OH BEEEE … !