Üretim seferberliği

Burhan Bozgeyik

Üretim seferberliği

Bugün dünyada “sanal” bir ekonomik düzen var. Gerçekçi değil. Ekonominin temel değerlerine ters. Para birimlerinin dayandığı temel sakat. Üretime dayanmıyor, mübadeleye dayanmıyor. Dolarda olduğu gibi, basılan paranın altın karşılığı olmamasına rağmen silah zoruyla geçerli kılınmak isteniyor. Ekonominin temel esası mübadeleye, üretime dayanır. Sağlıklı ekonomi için üretim ve iktisat esas olmalı, faizden, israftan kaçınılmalıdır.

Bediüzzaman’ın “İşârâtü’l-İ’caz” isimli eserine yapılan şerhte, Bakara Sûresi’nin 16. âyet-i kerimesinin tefsiri kısmında ekonominin temel kurallarıyla ilgili değerli tespitler var. Önce âyet-i kerimenin meâline bakalım: “(Onlar) o münafıklar (o kimselerdir ki; hidâyet mukabilinde dalâleti satın almışlardır. Onların bu ticaretleri, bir kazanç temin etmemiştir ve onlar hidâyete ermiş kimseler değildir.”

Bu âyet-i kerimenin tefsirinden konumuzla ilgili kısmı iktibas edeceğiz. Şöyle ki:

“(…) Ticaretin aslı, bâyi’ ile müşterinin ellerindeki malı karşılıklı mübâdele etmeleridir [değiştirmeleridir]. Ya’ni, her birisin diğerinin elindeki mala ihtiyacı vardır. Karşılıklı değiştiriyorlar ki, ihtiyaçlarını temin etsinler ve neticede kâr ve lezzet elde etsinler. Meselâ; birinin elinde buğday var; ötekinin yanında ise elbise vardır. Elinde buğdayı olanın, elbiseye ihtiyacı var; yanında elbise bulunanın da buğdaya ihtiyacı vardır. Onun için, ellerindeki malları mübâdele suretiyle ticaret yapmaları lazımdır ki; ihtiyaçlarını karşılasınlar. Bu sebeple buğday sahibi, elindeki buğdayı verir, elbiseyi satın alır. Elbise sahibi de yanındaki elbiseyi verir, buğdayı satın alır. Şu anda ticarette, değer olarak para veya altın kabul edilmekte ve ticaret bunlarla yapılmaktadır. Aslında altın, gümüş ve para, i’tibârî değerlerdir; gerçek değerler değildir. Hakikatte gerçek değerler, herkesin elindeki malıdır. O malı değer olarak verir; öteki de elindeki malı karşılık olarak verir. Demek, alışverişin esası, malların birbirleriyle mübâdelesidir. İnsanlar mecbur kalmışlar; çaresiz kalmışlar; onun için i’tibârî değerler olan altın, gümüş ve parayı kullanıyorlar. Tâ ki, dünyada işleri dönsün, ihtiyaçlarını kolayca temin edebilsinler.

“İşte, bu âyet-i kerime ifâde ediyor ki; bu münafıklar da bir ticarette bulundular. Ellerindeki en kıymetli meta’, en güzel sermaye olan hüdâ metâını verdiler; mübâdele ettiler; karşılığında dalâleti satın aldılar; böylece büyük bir zarar elde ettiler; azim bir kârdan mahrûm kaldılar.” (Arâbî İşârâtü’l-İ’câz Meâl ve Şerhi, c. 4, s. 293)

Üretimsiz ekonomi, sakat, hastalıklı bir ekonomidir. Faizciliğin esası, üretimsiz kazanca dayanır. İslâm ise böyle bir düzeni yasaklamıştır. Zira bu düzen, “Sen çalış, ben yiyeyim!” zihniyetine dayanır. Neticede milyonlar köle gibi çalışırken, üç beş rantiyeci oturdukları yerden para kazanır.

İşsizliği önlemek ve üretim için fabrikalar açmak; tarım arazilerini en iyi şekilde değerlendirip üretime açmak, bunun için çiftçileri desteklemek, hayvancılığı teşvik etmek, yer altı kaynaklarını araştırmak ve o kaynaklara sahip çıkmak akıllılıktır. Aksi ise yani fabrikaları kapatmak ve satmak, üretime köstek olmak ve bazı tarım ürünlerine kota koymak ve ekimini tahdit etmek, hayvancılıkta ithalatı esas almak yanlış uygulamalardır.

Bizim ülkemiz, Allahu Azimüşşan’ın husûsî lütuf ve ikramlarıyla taçlandırılmış bir beldedir. Üç tarafı denizlerle çevrilmiştir. İki boğaza (beynelmilel deniz ulaşımının geçiş noktasına) sahiptir. Tarım arazileri bol ve münbittir. (Akıllı politikalar ile kendi kendimize yeter hale gelebiliriz. Dışardan çok az ürün ithal ederiz. Hele tohum ithaline hiç ihtiyacımız olmaz.) Hayvancılık yapmaya müsait meralarımız boldur. Dışardan bir kilo bile et almamıza gerek kalmaz. Üstelik yakın tarihimizde olduğu gibi canlı hayvan ihraç edebiliriz.

Ekonomimizin düzelmesi için çâre basittir: Üretim seferberliği başlatmak, lüks tüketimden ve israftan vazgeçmek, cep telefonu, elektronik eşya ve otomobili bütünüyle yerli olarak üretmek, savunma sanayini geliştirmek (savaş uçakları, füzeler ve ordunun ihtiyacı olan bütün araç-gereçleri yerli olarak üretmek), yabancılara arazi ve tesis satmaktan vazgeçmek, borçlanmayı durdurmak, köprü, yol, savunma sanayi gibi ülkenin ihtiyacı tesisleri milletle beraber yapmak. Devlet-millet ortaklığını geliştirmek, ülkede bir tek işsiz kalmaması için çalışmak, “ayağını yorganına göre uzat” atasözünü esas almak. Borç alanın emir de alacağını unutmamak ve borçlanmamak. Güçlü bir ordumuz olsun, istiklâlimiz olsun, bayrağımız hür dalgalansın, elbisemiz yamalıklı olacaksa da varsın olsun… Âcizâne benim ekonomiden anladığım da budur.

 

8 Temmuz 2019 (Burhan Bozgeyik) 911

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

İstanbul’da gördüğüm akıl almaz işler

“Allah’ın dinine toplu olarak yapışın!”

Çocuklarıma tavsiyelerim

Gafillerden olma!

Düzeltmek boynunuzun borcu

İlk hocam olan dedemden neler öğrendim?

Reddediyorum! Kabullenmiyorum!

Ölüm var, ha! Cehennem var, ha!

Zoruma Gidiyor!